Zamanın Lekesi

Konya’daki Sırçalı Medrese’de deklanşöre bastığımda, vizörden bile harika görünen o eşsiz firuze mavisine güvenmiştim. Ancak analog fotoğrafçılıkta süreç, parmağınızı deklanşörden çektiğinizde bitmiyor.

Sırçalı'nın o meşhur firuze mavisi. Kusursuz bir geometrinin, lab banyosundaki 'kusurlu' kimyasalla imtihanı. Mavinin saflığına karışan lekeler, bugünün dökümantasyonuna ait birer mühür gibi.

Profesyonel bir film (Portra 400) kullanmanıza rağmen, bazen laboratuvarın yorgun kimyasalları hikâyeye dahil olur. Bu fotoğraflardaki lekeler, teknik bir hatadan ziyade, tarihin kendi içindeki 'kırılganlığına' eşlik eden birer kimyasal döküntü. Çinilerin dökülmesiyle banyo lekelerinin buluşması, kurgulanmış bir estetikten çok daha gerçek bir 'tesadüflük' sunuyor. Hataları silmiyoruz; onları tarihin bir parçası olarak kaydediyoruz.

Kimyasal Üzerine Niyet

Bazen vizörden gördüğünüz gerçeklik, gümüş nitratın üzerine düştüğü anda kimyasalın eline kalır. İstanbul’un Anadolu yakasında deklanşöre bastığım o anda üzerinden yirmi yıl geçmiş filmin üzerine ışık düştü. Elimdeki bayat Ektachrome rulosu için laboratuvar kapıları kapandığında, "gecikmiş deklanşör" (shutterlag) sayfam için filmi, cross-processing ile yeşilimsi olacağını bilerek laboratuvara teslim ettim.


E-6 banyosu bulamadığımız için filmi C-41 kimyasallarına teslim ettik; yani bir "çapraz işlem" (cross-processing) denemesi yaptık. Maviler yeşile dönerken, grenler yirmi yıllık bir tozun hatırasını yüzeye çıkardı. Bu notlar, sadece bir teknik hata değil; kurgusuz gerçekliğin bazen kimya tarafından yeniden kurgulanışının belgesidir.


Bu sürecin tüm dökümantasyonuna ve hikâyenin detaylarına Substack linki üzerinden ulaşabilirsiniz.

Işığın Özü: Neden Siyah-Beyaz?

Renk bazen bir dikkat dağıtıcıdır. Bir gazeteci olarak sokağa çıktığımda, kırmızının canlılığı veya mavinin çekiciliği hikayenin özünü gölgeleyebilir. Ancak renkleri aradan çıkardığımızda geriye sadece üç şey kalır: Işık, gölge ve duygu.

Grinin Dürüstlüğü

Siyah-beyaz fotoğrafçılık, benim için Montreal’deki sinema eğitimimde öğrendiğim o "ışıkla yazma" eyleminin en saf halidir. Renkler bize saati veya mevsimi söyler; siyah-beyaz ise o anın nasıl hissettirdiğini. Bir yorgancı dükkanındaki toz zerresini veya Ferdi’nin yüzündeki derin çizgileri en iyi gri tonları anlatır.

Analogun Dokusu (Gren)

Dijitalin pürüzsüzlüğü bazen steril ve ruhsuz gelebiliyor. Oysa 35mm siyah-beyaz bir filmde, gümüş nitratın yarattığı o grenli yapı, fotoğrafa bir "ten" kazandırır. Bu doku, dökümantasyonun dürüstlüğünü pekiştirir; hatasıyla, pürüzüyle gerçeğin ta kendisidir.

The invisible weight

When you photograph people in color, you photograph their clothes. But when you photograph people in black and white, you photograph their souls!
— Ted Grant